Yapay Zekanın Gelecek Projeksiyonu

Baştan bir uyarı yapayım: Bu yazı çok yönlü, multi disipliner okumaların, önemli tarihi dönemlerin değerlendirmeleri sonucunda daha gerçekçi ve olası varsayımlarım üzerine yazılmıştır. Yazım sürecini hızlandırmak ve akıcı hale getirmek için yapay zekadan da faydalandım. Uzun zamandır kafa yorduğum bu konuya yazmaya üşeniyorum. Fantastik hikaye yazıyorum ben. Gerçekliğin projeksiyonu beni yorar oldu. Sanırım yaşımla alakalı bir durum.. Yorumlarınızla gelişmesini umuyorum. Vakit ayırıp okuyanlara ve yorumlayanlara selam olsun.
Yapay zekanın yükselişini ve getireceği fırtınayı konuşurken, çoğumuz ya kurumsal verimlilik tablolarına bakıp heyecanlanıyor ya da anarşik bir istihdam kıyametinin korkusuyla titriyoruz. Oysa pencereden dışarıya, hayatın akışına baktığımızda gördüğümüz şey ne tam bir mucize ne de mutlak bir felaket. Karşımızda, temelleri katı matematiksel kurallarla atılmış ama yarattığı dalgalarla toplumu sarsıcı bir "kontrollü kaosa" sürükleyen devasa bir dönüşüm var. Yapay zeka, mikro düzeyde kusursuz işleyen o algoritmik yapısıyla hayatımızın her alanına sızarken; makro düzeyde bildiğimiz her şeyi, en başta da "ekmek paramızı kazandığımız" o dünyayı baştan aşağı değiştiriyor. Bana kalırsa hemen değil ama çok da değil, sadece 3-4 yıl sonrasına, 2029-30’larda bu değişimin ilk sert rüzgarlarını hissetmeye başlayacağız. Yani bugün yaşadıklarımızı daha devede kulak görüyorum.
Sokakta yürürken ya da bir kahve dükkanında otururken çevrenize bir bakın; bugün bilgisayar başında harıl harıl çalışan veri analistleri, muhasebeciler ya da bilgisayarına gömülmüş genç yazılımcılar, online satış yapmaya çalışanlar birkaç yıl içinde otonom yapay zeka ajanlarının ofislerin yeni demirbaşı olmasıyla çok farklı bir gerçekliğe uyanacaklar. Aslında daha bir tanışma dönemindeyiz. Bu dönemde, küresel iş gücünün yüzde dördüne yakın bir kesim, yani yaklaşık 200 milyon insan, işlerinin yapay zekaya devredildiğini görecekler. Şimdiden milyonlarca insan işini kaybetmiş durumda. Gelişmiş ülkelerde bu durum çok daha sarsıcı hissedilecek; çünkü yüksek maaşlı beyaz yakalıları otomatize etmek, şirketler için iştah kabartan bir tasarruf anlamına geliyor. Bir yazılım firmasında junior seviyedeki bir kod yazıcısının ya da bir hukuk bürosunda saatlerce sözleşme, dilekçe vs inceleyen bir çalışanın yerini sessiz sedasız çalışan bir yazılıma bıraktığını göreceğiz. Diğer taraftan, siber güvenlikçiler veya bu sistemlerin denetimini yapan yeni nesil uzmanlar gibi yüzlerce yeni rol/pozisyon hayatımıza girecek. Fakat bu yeni pozisyonlar, işini kaybeden kitleleri hemen teselli edemeyecek; çünkü ortada devasa bir "beceri uyumsuzluğu" olacak. Kendimizi, bir gecede eskiyen yeteneklerimizle yeni dünyanın kapısında şaşkınca beklerken bulabiliriz. İşte karşılaşacağımız ilk problem bu "beceri uyumsuzluğu" olacak.
Dört-beş yıl sonrasına, 2030’lere vardığımızda ise bu dijital zeka sadece bilgisayar ekranlarında kalmayacak, insansı robotlar ve otonom sistemlerle fiziksel dünyada aramıza katılacak. Fabrikadaki montaj bantlarında, dev lojistik depolarında ya da otobanlarda kendi kendine giden kamyonlarda artık insan elini çok daha az göreceğiz. Küresel iş gücünün neredeyse yüzde 14'ünün yerinden edileceği bu dönemde, hayatımızın neredeyse her üç görevinden biri otomatikleşecek. Belki de bir gün mahalledeki perakende mağazasına gittiğimizde bizi sadece makineler karşılayacak. Bu, mesleklerin sadece ortadan kalkması değil, hayatta kalanların da yaptıkları işi kökten değiştirmesi demek. İnsanlık olarak tarihte ilk kez, kas gücümüzün ve sıradan zihinsel rutinlerimizin neredeyse tamamını makinelere devrederken bulacağız kendimizi. Peki, bu durumda bizi ne bekliyor? Açlık ve sefalet mi, yoksa bambaşka bir özgürlük mü?
İşte bu noktada "çalışmak" kavramının o asırlık kutsallığı çatırdamaya başlıyor... Sanayi Devrimi’nden beri insanı "ne ürettiği" ve "hangi işi yaptığı" üzerinden tanımlıyorduk. Yarın, hayatta kalmak için günde on saat çalışmak zorunda kalmadığımız, belki de haftada sadece 10-15 saatlik sembolik işlerle yetindiğimiz bir düzende, kendimize o en can alıcı soruyu soracağız: "Ben çalışmıyorsam, kimim?" İnsanlık, enerjisini felsefeye, sanata, toplumsal dayanışmaya ya da uzay keşiflerine yönlendirerek varoluşu yeniden tanımlamak zorunda kalacak mıyız? Milyonlarca işsiz insanın tüketim gücünü korumak için devletler; her vatandaşa karşılıksız bir "Evrensel Temel Gelir" bağlamak, otomasyon devlerinden "robot vergileri" almak ve eğitimle sağlık gibi temel hizmetleri ücretsiz sunmak gibi radikal ekonomik dönüşümlere imza atacaklar mı, göreceğiz. İnsan olmak, bir vidaya ya da bir veri tabanına can vermekten çıkıp; empati kurmak, şefkat göstermek, felsefe yapmak ve karar verici olmak gibi tamamen "insani" özlere indirgenecek mi? Bir nevi, işçi olmaktan çıkıp hayatın küratörü ve vizyoneri haline gelecek miyiz?

Bence bu geçiş dönemi herkes için aynı ölçüde adil ve yumuşak olmayacak. Hatta insanlık, uzun zamandır görmediği büyük bir kaos ile yüzleşecek. Karşımızda, sürekli kendini sıfırdan yaratmak zorunda olan, beş-on yılda bir yeni yetenekler edinmeye çalışan yorgun bir insanlık ile üretimin ve verinin tüm gücünü elinde tutan "teknolojik elitler" arasındaki o uçurum duruyor. 80'lerin sonuna yetişen ve 80'lerdeki teknoloji devriminden sonra 2000'lerin ve 2020'lerin ne kadar birbirinden uzak yaşamlar olduğunu bizzat deneyimleyen birisi olarak bu yorgunluğu şimdiden hissediyorum. Evet, yukarıda "teknolojik elitler" ifadesini kullandım.. Çünkü en kötü senaryoda, sistemin dışına itilmiş ve hiçbir üretim değeri kalmamış milyarlarca insandan oluşan yeni bir toplumsal sınıfın doğması, siber-feodalizmin kapılarını aralayabilir. Nihayetinde bizi bekleyen gelecek, ne bir ütopya ne de bir kıyamet; bu, insanlığın kendi elleriyle hazırladığı sarsıntılı bir "Medeniyet Reset'i". (Şu an Great Reset'ten bahseeek enerjim yok, açığı siz kapatın)
Yapay zekanın bizi nereye götüreceği, onun ne kadar güçlü olduğundan ziyade; donanım ve enerji sınırlarının ne kadar zorlanacağına, hükümetlerin getireceği yasalara ve yaşlanan toplumların bu yeni gücü nasıl kucaklayacağına bağlı olacak. İnsanlığın önündeki en büyük sınav, üretimi makinelere teslim ederken, kendi onurunu, adaletini ve bir arada yaşama arzusunu nasıl koruyacağı olacak.. Çünkü kapitalizmin temel bir paradoksu vardır: İşçiler aynı zamanda tüketicilerdir. Eğer bir milyar insanı işsiz ve gelirsiz bırakırsanız, yapay zekayla saniyede milyonlarca ürün üreten o dev şirketler, ürettikleri şeyleri satacak kimseyi bulamazlar. Yani sistem, kendi kendini yok etmemek için insanları "yaşatmak" zorunda kalacaktır. What is the Matrix?:) Örneğin: a-Devletin, zengin ya da fakir, çalışan ya da çalışmayan ayrımı yapmaksızın, her vatandaşına her ay barınma, gıda, sağlık ve giyim gibi temel ihtiyaçlarını karşılayacak kadar bir parayı doğrudan hesabına yatırmasına yönelik bir planlaması olacak mı? Yani sağlık, yiyecek ve enerji gibi temel alanlarda insanlığa yetecek bir miktar paranın devletler araclığıyla insanların hesaplarına yatırıldığı bir "temel gelir düzeni" hayata geçecek mi?
b-Mahalleler, şehirler veya topluluklar, kendi ihtiyaçlarını karşılamak için kendi yerel otomasyon-üretim tesislerine ve yapay zeka sistemlerine ortak olup bir "ortak mülkiyet" düzenine geçebilecekler mi? Yani, üretilen değer, o kooperatife ortak olan tüm insanlar arasında eşit olarak paylaşılacak ve "Sermayedar-işçi" ilişkisi yerini "ortak üretim ve paylaşım" modellerine bırakacak mı?
c-Önümüzdeki 5-10 yıllık süreçte, cebimizdeki fiziksel kâğıt paraların tamamen yok oluşuna ve yerini devletlerin kendi ürettiği "Merkez Bankası Dijital Paraları"na bırakmasına şahit olacağız. Ancak bu sadece "temassız ödeme" yapmak gibi olmayacak; bu paralar programlanabilir olacak.
Programlanabilir para.. Yani sadece gıda, barınma ve eğitim için geçerli ve 30 gün içinde harcanmalı" gibi algoritmik kuralların konulacağı bir para sistemi.. Olası senaryoda amaç şu olacak: Devletler, ekonomiyi canlı tutmak için paranın daha doğrusu bu "değerin" biriktirilmesini engelleyip doğrudan tüketime dönmesini sağlamak zorunda kalacaklar. Peki olası bir "Temel Gelir Sistemi"ni(aşağıda bahsedeceğim) finanse etmeleri için sınırsızca dijital para basacağı (enflasyonist) bir dünyada, üretimi 21 milyonla sınırlı olan Bitcoin gibi bir gerçek-dışı ama gerçek yani siber değer" -enflasyona ve devlet müdahalesine karşı- mutlak bir servet koruma aracına dönüşecek. Burada bir hatırlama yapayım:
-Hani altcoinleri incelerken "akıllı sözleşmeler/ smart contracts" yazılımı yapıyor, üretiyor dediğimiz o yazılım firmaları var ya.. işte bakın neyi tasarladılar..! Yapay zeka ajanları (AI Agents) ve otonom robotlar birbirleriyle iş yaparken, veri satın alırken ya da enerji ticareti yaparken geleneksel bankaları veya insan kimliklerini kullanamazlar. Onlar için en doğal ödeme araçları, saniyeler içinde, 7/24 ve tamamen insan müdahalesinden uzak çalışan kripto paralar ve "akıllı sözleşmeler" (smart contracts) olacak. Mikro ödemeler için Bitcoin'in şimşek ağı (Lightning Network) veya benzeri merkeziyetsiz yapılar, yapay zekanın kendi iç ekonomisinin (Machine-to-Machine) ana para birimi haline gelecek. Hani bir süredir duyduğumuz "İyi vatandaş ve kötü vatandaş" puanlaması var ya.. Dijital değer "sosyal kredi/token" olarak karşımıza çıkacak. Sistem uzun zamandır planlanmış ve aktif hale geçmeyi bekliyor.
Şimdi, yukarıdaki hatırlatmayı yaptıktan sonra sorulardan devam edelim.. Bu soruların cevabını düşünmek bana bir süredir çok ürkütücü geliyor. Çünkü bizi bekleyen en tehlikeli süreç, eski sistemin (kapitalizmin) yıkılması ile yeni sistemin kurulması arasındaki o 5-10 yıllık sarsıntılı geçiş dönemi olabilir. Ben bu sürecin kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum. Hele ki hükümetler ve toplumlar bu değişime ayak uyduramaz, serveti tabana yayacak yasaları zamanında çıkaramazlarsa, dünya siber-feodalizmin, gettoların ve devasa bir yoksulluğun pençesine düşebilir. Aynı post-apokaliptik bilim kurgu filmlerindeki gettoların doğması gibi...
Sonuç olarak, bir milyarın üzerinde insanı "işsiz bırakmak" kaçınılmazdır ama onları "aç ve geleceksiz bırakmak" bir sistem intiharıdır. Korkarım ki insanlık, hayatta kalmak için çalışmak zorunda olduğu o binlerce yıllık dönemi kapatırken; zenginliği, zamanı ve anlamı adilce paylaşmayı öğrenmek zorunda kalacağı en büyük sınavıyla yüzleşecek.


Yorumlar